PARTIYA DEMOKRAT´A KURDISTAN - XOYBUN

PDK - XOYBUN



Av. Medeni AYHAN : KÜRDİSTAN ULUSAL SANATINDA ULUSAL OZANIMIZ ŞIVAN PERVER’İN SANATI



KÜRDİSTAN ULUSAL SANATINDA ULUSAL OZANIMIZ ŞIVAN PERVER’İN SANATI

Medenî Ayhan, 31. 07. 2006 - Kuşkusuz Şivan Perwer’in sanatı, bir makalenin sınırları içerisinde analiz edilemez. Perwer’in besteleri anlam ve derinlik yüklüdür. Her bir bestesi üstüne ayrı ayrı analizlerin yapılması zorunludur. Şivan Perwer’in sanatı.çeşitli akademik tez çalışmaları ile inceleme ve analizleri gerektirecek değerdedir. Kürdistan sanatı denilince. öncelikle Şivan Perwer’in sanatı akla gelmektedir. Perwer in sanatı varolmasaydı, herkesin takdir edeceği gibi, Kürdistan ulusal sanatında koca bir boşluk oluşurdu. Buna rağmen Perwer’in sanatına ilişkin yazılan kitap sayısı olabildikçe sınırlı sayıdadır. Benim bildiklerim Mehmet Bayrak’ın ve Mahmut Baksi’nin çalışmaları ile Esmer dergisinde Şivan Perwer’in ve iki önemli ulusal sanatçılarımız olan Nizamettin Ariç ve Civan Haco’nun bir dergide yayımlanmış röportajlarını içeren diğer kitapla sınırlıdır. Perwer in sanatı söz konusu olunca, bir makalenin sınırları içerisinde sadece temel noktalarda bazı saptamalarda bulunmak dışında, herhangi bir şey yapılamaz.

Perwer, kendisini Kürt ulusunun bütün sınıf ve katmanlarına kabul ettirmiş ve sanatsal üretimiyle bütün kesimleri etkilemiş muazzam bir sanatsal üretim ve müzikal kalitenin sahibidir. Sanatı ile ulusumuzun, sosyal ve siyasal bilinçlendirmede, bir siyasi örgütten daha fazla etkilediği aşikardır. Perwer’in sanatı, politikanın giremediği derinliklere de girebilmekte ve etkisini doğurmaya devam etmektedir. En politik ve eğitimli aydınlarımızdan, en eğitimsiz ve deopolitik Kürde kadar, herkesin dinlediği ve dinlemekten zevk aldığı sanatçıdır. Beste ve türkülerinde, özelde Kürt ulusu ile Kürdistan ülkesinin, genel ve evrensel anlamda ise, insanlığın en önemli duygu, düşünce ve algılama şekilleri ile yaşamın çeşitli durumları vardır. Uzun havalarını okurken, dinleyici de sınırsızlık duygusu yaratmaktadır. Halkımız ve ülkemize yönelen ve sömürgecilikten kaynaklanan zulümleri işlerken, çıldırasıya kabarmış bir öfkeyi görüyoruz. Bazı eserlerinde, dağ ve ovalarda yankılanan bir bozlak niteliğinde her yere ulaşmaktadır.Dizeleri ve bağlamasının telleri ile adeta kurtuluş mücadelesi veriyor.

Gelecek öngörüsü çizerken; derin bir umut ve heyecan yaşamakta ve yaşatmaktadır. Halkın devrimci mücadelesini işlediği bestelerde ise, bir coşku patlaması görüyoruz. Pek çok eserinde işlediği özgürlük ve bağımsızlık tutkusunun derinliği ve vazgeçilmezliği ile dinleyicisini kuşatmaktadır. Dinleyicisini kendi anlık durumundan ve dünyasından alıp türkülerinde işlediği dünyaya götürebilmektedir. Bazı eserleri ise, yataktaki hastayı bile heyecana ve neşeye getirerek, kafa ve omuzlarıyla ritme eşlik edip, oynamasına neden olacak kadar, folklorik ve eğlencelidir. Bir kısım eserleri ise, ustaca düzenlenmiş halk ezgilerinden oluşmaktadır.

Kürt ulusu, Şivan Perwer’in sanatında; insanın temel durumları olan umudu, coşkuyu, özgürlük ve bağımsızlık hasretini, hüznü, öfkeyi, keyfi bir arada bulmakta ve yaşamaktadır. Bütün duygu ve durumları insanda sınırsızlık hissi yaratarak işlemektedir. Perwer’in sanatı, damardan giren, toplumun ruh ve beynine seslenen, toplumsal gelişme ve dönüşümde etkileyici bir özelliği olan yurtsever - devrimci - toplumcu gerçekçi modern sanattır.

Kürtler, Şivan’ın sanatında; Öfkesini, umudunu, mücadelesini, zulümlerden kaynaklanan acılarını, sevinçlerini, coşkularını, günlük ve tarihsel yaşantılarını bulmaktadır. Kürdistan’ın dört parçasında bir ekol olması, en çok dinlenen ve tanınan sanatçı olmasının başka nedenleri varsa da, bir nedeni de budur. Sanat ve edebiyat; yaşamın mevcut anlamalarını yakalama ve başka anlamlar yaratarak toplumsal yaşama anlam katma çabasıdır.

Perwer in sanatı; yaşamın bütün anlamlarına ulaşan ve yaşama anlam katan sanattır. Sanatsal üretimi ve kurduğu etkiyle, Kürdistan Ulusal Sanatında Kürt ozanlarının rakipsiz şahıdır Kürdistan’ın dört parçasında sanatıyla etkilemediği ulusal sanatçımız azdır.

Ancak kendi sanatını oluşturup geliştirirken; Kürt klasik sanatının, anonim halk ezgilerinin ve modern sanatın bazen bir kaynaştırıcısı, bazen ekoller arasında bir köprü, bazen de herhangi bir eseri ile bir ekolü özel olarak icra edendir. Bu anlamda Şivan’ın sanatı da etkiye kapalı ve kendisini bir köke dayandırmayan bir sanat değildir, kendi tarz ve ekolünü yaratırken, kendisinden önceki Kürdistan sanatına köklerini dayayan ve onun üzerinden gelişen bir sanattır. Arife Cizrevi, Hesen Cizrevi, Sait Ağaye Ciziri, Meyremhan, Ayşe Şan vs gibi önemli Kürdistan halk sanatçıları, Perwer üzerinde bir etkiye sahiptir. Şivan, albüm ve bazı eserlerinde, söz konusu ulusal sanatçılarımızdan bir kısmının adını doğrudan anarak ve onların anısını türkülerinde yaşatarak , 30 yıllık sanat yaşamına başlarken, köksüz bir zeminde hareket etmediğini ortaya koymaktadır.

Kaliteli müzikal çalışma; şiirin gücüne anlam derinliğine, estetik yapısına dayanmadan, şiirleri bestelemeden yapılamaz. Şiir besteleyebilmek ise daha zordur, yetenek ve müzikal hakimiyet gerektirir. Şivan, kaliteli sanat yapmak için zor olanları tercih eden ve zorlukları başarıyla aşarak nitelikli sanat yapandır. Müzikal kalitesini hiç bir albümde düşürmeden 30 yıl devam ettiren ve ettirmeye devam eden sanatçıdır. Şivan nın sanatının da belirleyici etkiye sahip olan şair ise, genelde, klasik Kürdistan edebiyatı ile modern Kürdistan edebiyatı arasında bir köprü olan,ancak modern edebiyatımız için de de görülmesi gereken, Kürdistan ulusal şairlerinden Cegerxwin’nin eserleridir.

El değirmeni ile buğday öğütürken, mikut ile buğday yumuşatırken, yayıkı bir bu yana bir o yana sallarken, pamuk tarlasında çapa yaparken, buğday, arpa, mercimek arazilerinde ekinleri biçip tırpanlarken hep bir ağızdan ve doğal halk korosu niteliğinde işin ritmine uygun türküler söyleyen ve büyük emek süreçlerinde türkülerini, ezgilerini, şarkılarını ve halaylarını yaratan Kürt halkının muazzam kültür ve uygarlığı, genelde Kürdistan Ulusal Sanatının ve özelde de Şivan Perwer’in sanatının temel kaynağıdır.

İnsanlık tarihinin kadim, büyük ve temel kültür ve uygarlıklarından birisini oluşturan, yerleşik yaşam ile tarım ve hayvancılık devrimine önderlik eden, Zerdüştlük gibi dünyanın ilk tek Tanrı’lı ve kitaplı dinini bu devrimin ideolojisi çerçevesinde yaratarak, insan iradesini geliştiren, daha sonraki tarihte Zerdüştlüğün iki yorumu ile Ezidilik ve Kızılbaşlık ( Sersor – Alevilik ) şeklinde devam ettiren, bünyesinden Zerdüşt, Mani, Şuhreverdi, Ehmede Xani gibi büyük filozoflar çıkaran Kürdistan ( Kurdokhia ) ulusal kültür ve uygarlığı; genel anlamda Kürdistan ulusal sanatının ve özelde de Şivan’ın sanatının dayandığı büyük kültür ve uygarlık temeline işaret etmektedir. Büyük kültür ve uygarlık temeline dayanmayan sanatçılar, büyük sanat yapıcıları olamaz.

Şivan’ın büyük sanat yapıcısı niteliği; Kürt ulusal kültürünün kadim, büyük ve temel kültürlerden olmasıyla da ilgilidir.

Perwer’in eserleri bir bütün olarak ele alındığında; klasik müziğin ve modern müziğin pek çok türünü bulmak olasıdır. Eserlerinin bir kısmı halk ezgisi, bir kısmı uzun hava veya bozlak, bazen klasik ve modern bir senfoni, bazen de rock türündedir. Bazen birkaç türün geçişli kullanıldığı özgün bir müziktir. Örneğin Kime Ez türküsünü, rock müziğinin önemli ve başarılı bir Kürtçe çalışması sayarak, dinliyorum.

Bu anlamda, Şivan Perwer in sanatı; hem Kürt klasik müziği ile modern müziğimiz arasında, hem de ulusal anlamda Kürdistan müziği ile evrensel müzik ( dünya müziği ) arasında geçiş sağlayan, birbirine bağlayan bir köprüdür. Şivan komple bir müzisyen ve sanatçıdır.

Dünya’nın bütün ülke ve metropollerinde yığınlarca tanınacak ve dinlenecek bir Mega Star sanatçının bütün özelliklerine sahip olmakla birlikte; kurumsal, ekonomik ve medya unsurları yönünden gerekli desteğe sahip olmadığından ve bu husustaki hedefe yönelik olarak Şivan nın kişisel aktivite eksikliği olduğundan, henüz bu sonuca ulaşılamamıştır. Bu açıdan ses güzelliği ve gücü yönünden, dünyadaki istisnalarından olan ulusal ozanımız Şivan Perwer ile birlikte, Kürdistan ulusal sanatının, uluslararası alanda tanıtılabilmesi için, dört parçadaki Kürt siyasal otoritelerinin ve Kürt televizyonları ile basın yayın araçlarının ön açıcı olması gereklidir. Perwer’in de, hedeflerini daha da büyütüp, bu hususa ilişkin bir aktivite göstermesi gerekmektedir. Şivan, müzik yeteneği, latif ve güçlü sesi, kaliteli beste yapabilme üretimi ve 30 yıl nitelikli müzik yapabilme çizgisini sürdürebilmesi ile istisnadır. Birden fazla Şivan görünmemektedir, ve her zamanda bulamayacağımız bir sanatçıdır. Şu anda Kürdistan Ulusal Müziği’nde en güzel kadın sesi olan ve kısa bir süre önce fiziksel olarak aramızdan ayrılan Merziye Rızazi’yi bulamadığımız gibi…

Şivan Perwer’in, Merziye Rızazi ile ortak bir çalışma yapmaması ve bunun koşullarını birlikte aramamaları bir eksiklik sayılmalıdır. Şu an yaşamda olan Kürdistan’lı kadın sanatçılardan Leyla Feriqi’nin sahne motivasyonu, sesi, yoğunlaşması, sahne hakimiyeti, müzikal özgüveni müthiş görünmektedir. Şivan ve Merziye Rızazi gibi, dinleyicisini müziğine tutsak edebilen sanatçıdır. Bu sanatçılarımızdan bir parça dinledikten sonra, diğer eserlerini de defalarca dinlemek zorunda bırakmaktadırlar. Nazi Xanım’ın sesi, diksiyonu ve kültürel temeli güçlüdür, ancak sahnede yeterli tecrübeye, özgüvene, motivasyon ve yoğunlaşmaya sahip görünmemektedir.

Aynur Doğan’da çok güçlü ve önemli bir kadın sesidir. Ancak kendi maddi üretimi sınırlıdır, Kürdistan müziğinin kaynakları konusundaki bilgi ve araştırması zayıftır, Kürtçe diksiyonu ve sahne yoğunlaşması yetersizdir. Keçe Kürdan sıfatını taşımasına rağmen, Türkçe eserler seslendirmesi ise, - aynı şeyi yapan bütün Kürt sanatçılarını da kapsamak üzere - kendileri açısından bir utanç kaynağı olarak görmelidir. Aynur Doğan nın, bu husustaki eksikliğini aşma sürecine girdiğini ve aşacağını düşünüyorum. Bu neden ile Türkçe ve Kürtçe eser seslendiren diğer Kürt sanatçılarına nazaran ayırıyorum ve bir sans tanıyorum. Perwer’in, birikim ve sesini Merziye Rızazi, Nazi Xanım ve Aynur Doğan’ın sesiyle buluşturarak ve birikimlerini aktararak, ortak bir eser üretmelerinin olabildikçe güzel ve ilginç olacağını düşünüyorum. Aynı çalışmayı Kürdistan Ulusal Sanatı’nın önemli yetenek ve sesleri olarak gördüğüm Nizamettin Ariç, Reşo ve Ciwan Haco gibi sanatçılarımızla da yapabilecek durumda olduğunu düşünüyorum. Çünkü Şivan Perwer, pek çok müzik türünü rahatça icra eden, üreten ve sesini her tonda kullanan sanatçıdır. Sesini tondan tona sokabilen, bir bağlama ustası olarak,sazının tellerini konuşturan, ses ve bağlamasına hüküm eden sanatçıdır.

Pavarotti ile Şivan’ın sesi karşılaştırılmakta ve iki sanatçının sesin oktav gücü açısından dünyanın en güçlü sesleri olduğu söylenmektedir. Her iki sanatçının sesi de vurduğu zemini tümden dolduran tok sestir. Her iki ses de olabildikçe güçlüdür. Her iki sanatçının sesi de engel tanımayan, adeta vurduğu zemini delip geçtiği düşünülen ses niteliğindedir. Altı oktavlık sese sahip oldukları söylenmektedir. Pavarotti’yi de dinledim. Şivan’ın daha nitelikli ses kıvrımlarına sahip olduğu kesindir. İnce veya kalın, kabaran veya esneyen, inleyen ya da haykıran her ses tonuna ardı ardına girip çıkabilen ve birbirine dönüşen daha latif sesin sahibi ise Şivan Perwer’dir.

Şivan Perwer’deki sahne yoğunlaşması ve motivasyonu; izleyebildiğim yerli ve yabancı sanatçıların hiçbirinde bulunmamaktadır.

Sahnede bağlamayı eline aldığında; seslendirdiği eser içinde yaşamakta ve eseri de yaşamaktadır. Eserini kendi içinde yaşadığı ve aynı zamanda kendi eserleri içinde yaşamakta olduğunu dinleyicisine de hissettiren ve dinleyicisini de kuşatarak eseri içine çeken sanatçıdır. Ülkemizin mücadele ve ayaklanma sürecini anlatırken, o anda yerde bağdaş kurup çay içen birey dahi, duygusal ve düşünsel açıdan kendisini siyasal mücadele alanında hissedebilmektedir. Sahnede motivasyon ve yoğunluğu sağlayabilmek için bazı sanatçıların, içki veya uyuşturucuya sığındığını biliyoruz..

Şivan nın, muazzam sahne motivasyon ve yoğunlaşması ise; halk ve ülke sevdasına dayanan derin yurtseverlik duygusunun ve yeteneğinin bir sonucudur, doğaldır. Şıvan, sahneye ve müziğine adeta hükmeden sanatçıdır. Sahnede bir helezon gibi gelişmektedir. Bazen haykırış, bazen çığlık, bazen inleyiş, bazen kabarış, bazen kahkaha, bazen patlama, bazen halaylarda çekilen zılgıtlar, bazen bir annenin çocuğunu okşayışı ve bazen de bu durumların bütünü ile bir arada görülmektedir. Eserlerinde de tutku ve vazgeçilmezlik sınırında bireysel ve siyasal bir aşkın sevdası, bin yıllık hasret, muazzam umutlar, direnişler, inançlar, yenilgiler, kahramanlıklar, çoşkular, ızdırap ve ağır acılar iç içedir.

Şivan’ın sanatı; ülkemiz Kürdistan ı, Kürt ulusunu, özlemlerini,tarihini ve toplumsal hedeflerimiz uğruna verdiğimiz direnişleri yansıtır.

Şivan nın kişisel yaşantısında da büyük acılar ve sevinçler iç içedir. Mardin in bir köyünde yaşayan ailesi, kan davası nedeni ile Urfa’ya göçmüştür. Yoksulluklar içinde büyümüştür.

Toplumsal ve politik bilince ulaşınca; halkının ve ülkesin açılarını, feryadını bilince çıkarmıştır. Bir taraftan bu acılar, diğer taraftan bu açılara son verecek umutları yaşamış ve sanatına taşımıştır. Ardından 26 - 27 yılık olup, henüz bitmemiş sürgün başlamıştır. Bütün bunlara karşın, halkımızın büyük sevgisine sahip olmanın ve büyük bir sanatçı olarak ulusal görevini yapmanın mutluluğuna ve onuruna ulaşmıştır.

Şivan Perwer, güçlü, latif ve ardı ardına her tona dönüşebilen ses ve bağlamaya olan hakimiyeti ile müzikal alanda dünyanın istisna yeteneklerindendir. Ses ve bağlamasıyla tek kişilik orkestra gibidir. Şivan Perwer, üstün sanatsal özelliklerine ve büyük popülaritesine rağmen, alçak gönüllü kalabilen sanatçıdır.

Şivan, şarkılarını söylerken dili çok sade kullanmakta, rahat ve net anlaşılmaktadır. Bu nedenle diksiyon olarak da çok başarılıdır. Kürt diline hakimdir, güzel ve edebi kullanmaktadır, ulusal dilimizi sevdirebilmektedir.

Bir halk, kendi ulusal dilini; önce müziğiyle ve sonra edebiyatıyla sever. Kürt sanat ve edebiyatının dili Kürtçedir.

Sanat ve edebiyatı tümden Türkçe, yada kasetlerinde Kürtçe - Türkçe yapanlar veya karma dili eserler üreterek türkülerimizin formunu bozanlar; ulusumuzun aidiyet duygusunu zedeleyen.asimilasyona katkı sunan, kendi ses ve müzik yeteneklerine güvenmedikleri için piyasanın dili olan resmi devlet diline de atlayan, iki piyasadan da hisse isteyen, devlete mesaj vererek parasal özlemlerini önemseyenlerdir.

Bu durumda olanların hiçbirinde; müzikal kalite ve güzel, güçlü ses olmamıştır. Bu tür tipler, onurlu bir duruşa sahip olmadığı gibi, siyasi ve sosyal bilinçleri de zayıf veya çarpıktır. Bu duruma düşen veya düşürülmüş “sanatçı” lakabı” verilmiş bireylerin sanatlarında, sadece kendi ana dillerini tercih etmemeleri, çeşitli açılardan taşıdıkları zayıflıklar ile açlıklardan kaynaklanmakta dır. Ulusumuzun kendi ülkesinde devletsiz bırakılan bir halk olması ve Ulusal Dil ve Kültürü’ne yönelen yasaklamaları gören, piyasa sanatçıları ya da melez sanat üretmeye çalışan melez tiplerin tersine, sanatta devrimci ve yurtsever olanı tercih ederek, halkımızla ortaklaşan ve Kürdistan Ulusal Sanatı’nın hizmetkarı olmayı esas alan Şivan Perwer, Nizamettin Ariç, Ciwan Haco, Reşo, Merziye Rızazi, Leyla Feriqi, Nazi Xanım, Tara Kaf, Muhammed Şexo, İsa Berwari, Ayşe Şan, Meyremxan, Şiyar, Dilgeş, Dilbirin, TahsinTaha, Seid Gebari, Mıratko, Şerine, Xoşnav, Karapete Xaco, Aram Tigran, Nasır Rızazi, Bırader, Hesen Cizrevi Evdale Zeynike, Şakiro, Hesen Cizrevi, Arife Cizrevi, Seit Ağaye Ciziri, Cane, Nusret Koham, Gulistan, Koma Komkar, Farid Farjad, Baba Tahir, Faris, Ozan Serhad, Comert, Ozan Sefkan, Reşide Kurd, Hiseyınko, Hıdırke Ömeri, Şikriye Fafi, Hesen Serif, Tara Resul vs gibi ulusal sanatçılarımıza teşekkür borçluyuz.

Bu ve benzeri ulusal sanatçılarımız da, tümden Türkçe, Arapça, Farsça söyleyebilir, ya da Kürtçe’nin yanında sömürgeci devletlerin Türkçe, Arapça, Farsça dillerinde de bazı eserleri seslendirerek veya bir dizesi Türkçe diğer dizesi Kürtçe besteler ( ! ) üreterek, yada varolan anonim türkülerimizin formunu dilini ve orijinalitesini bozarak, piyasaya yönelik melez sanat yapıp ne idüğü belirsiz piyasa sanatçısı, yahut melez birer sanatçı olmayı tercih ederek, tümden yada bir yönüyle piyasaya oynasalardı, kuşkusuz daha büyük üne, servete, rahat yaşam koşullarına sahip olurlardı. Ancak bu ulusal sanatçılarımız, gittikçe kendi ana dilinde düşünmekten uzaklaştırılan red imha inkar dayatılan halk ve ülke gerçekliğimiz ortada dururken, sadece Kürt dilinin ve müziğinin sanatçısı olmanın, yurtsever devrimci bir görev ve ahlaki tutum olduğunu gördüler, duruş ve sanatlarını buna göre oluşturdular. Her sanatçının kendi halkının dilinde, ulusunun kültür ve sanatına katkı yapma ve bu yolla dünyaya da tanıtma görevinin bulunduğunu bilerek, ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. Siyasi, sosyal, ekonomik zorlukları göğüslemeyi tercih ettiler.

Şivan Perwer ve Nizamettin Ariç gibi sanatçılarımızın 30 yıla yaklaşan sürgün yaşamı Kürdistan ulusal sanatını onuru ile ayakta tutmanın bedellerinden görülmelidir. Bu nedenle paraya ve daha büyük üne oynamaya tenezzül etmediler. Bunlara tenezzül edenler ise, geçmiş kuşaktan da çıkmakla birlikte, oran olarak daha çok yeni yetmeler içerisinden çıkmakta, Türkçe ya da Türkçe - Kürtçe söyleyerek, hatta bazen bir dize Türkçe bir diğer dizeyi Kürtçe okuyarak, halkımızın ve gençliğin kendi dilinde düşünmesi yerine, başkalaşıma uğraması hususunda yaratılan tahribatın unsuru olmaktadırlar.

İstisnasız olmak üzere bu durumdakiler; kimliksiz, bilinci zayıf, sosyal ve siyasal duruşu silik ve belirsiz, açlıklarına ve sömürgeci devletlerin yönlendirdiği piyasanın “nimetlerine” aç, cadde de ve sokakta her an karşılaşacağımız sıradan bir insanın sesi kadar, veya onun altında bir sesleri olan, bu nedenle seslerine ve yeteneklerine güvenmeyen, iki ruhlu iki dinli, iki kişilikli kozmopolitist ( ulus dışı ) “sanatçılardır” Bunlar, “sanat alanın” köy korucularıdır. Mikrofonlu köy korucularıdır. Tıpkı kalemli veya kravatlı köy korucuları olduğu gibi. Köy koruculuğu ideolojisiz yapılan bir işbirlikçilik iken, Demokratik Cumhuriyet ideolojisi siyaseti ve kültürel anlayışıyla birlikte ideolojisine kavuşturulmuştur. Bu ideoloji çeşitli yansımaları ile her alanda tahribatın göstermekte dir.

Demokratik Cumhuriyetçilerin televizyonlarında, Türkçe-Kürtçe yada sadece Türkçe veya bir dizesi Kürtçe bir diğer dizesi Türkçe parçalar klipleri ile her gün gösterimde dir. Çarpıklaşan ideolojileri ve değer yargıları bunu gerektirmektedir. Bunlar ve bu tür kliplerini yayımladıkları yada programlara çıkardıkları yaratıklar utanmamaktadır. Biz onların yerine de utanmak zorunda kalmaktayız. İnsanın kendisine ait olmayan eylemler nedeni ile utanmak zorunda kalması zülümdür, ancak maruz kaldığımız pek çok haksız zülüm gibi, buna da maruz kalmaktayız. Kozmopilitist ve konformist bir müzik ve kültür anlayışı ile dayanağı olan ideoloji bunları doğurmayacak ta ne yapacaktı.

Bu tiplerin yerine, bazı siyasi çevrelerin dedikodular ve uydurmalar ile bu ulusal sanatçılarımızın onurlu tutumunu tersyüz ederek ; “Paragözdürler.” şeklinde yansıtacak kadar basitleştiklerini bilmekteyiz. Şivan Perwer, Nizamettin Ariç, Reşo, Civan Haco gibi sanatçılarımıza düğünlerde veya barlarda türkü söyleyerek geçinebilmeyi dayatan veya bunu bekleyen siyasi çevreler, bin defa utanmalıdır.

Bunlar Türk sanatının hizmetkarlarına, ya da Kürt olmakla birlikte; Türkçe söyleyip Türk sanatını hizmetkarı olanlara, yahut Kürt olmakla birlikte, Türkçe - Kürtçe söyleyip piyasaya seslenerek, para ve ün açlığını gidermeye çalışarak, sistemle uzlaşma içerisinde bu yolla melez sanat yapan neidüğü belirsiz utanç verici kişililiklere, ya da kendi örgütlerinin ihtiyaç duyduğu propagandayı yaptırma konusunda kullanılıp yönlendirilebildiklerini severler. Bu sevgi karşılıklı kullanıma dayanan sahte bir sevgidir.

Devletin ve ordusunun 80 yıllık argümanlarını tekrar eden işbirlikçi Apo nun namına türkü yakılması için beste ( ! ) yapılması siparişi vererek, ne idüğü belirsiz sanatçı lakabı verilenleri kullanmaktadır. ”Bijî bijî Ape me, yada Apo reweş û rohnîya weyate me, Apo xemla welate me, Jiyana gelem veya Cejna te pîroz be seyda yê me” gibi slogan ve safsatalar imajı sarsılan bir kişiliğin imajını ayakta tutmak, gercilik ve işbirlikçilği her açıdan görülen ve halkımızın tepkisini çeken tasfiyeci Demokratik Cumhuriyetçilik ideoloji ve siyasetini ayakta tutmak, bunun için halkın duyguları ile oynamak, medya aracılığı ile yanlış yönlendirmek, yada denetim altında tutmak için sanatı katl eden ve kendisini kullanıma açan, kendine ve sanatına güveni olmayan ve kendi başına ayakta kalamayacağını düşünen kişiliklere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu tür kişilikler, kolay sanatçı lakabı almakta ve gündemleştirilmektedir. Bunlardan birisi yaşasın lı türkülerle sanatçı lakabı aldıktan sonra yaşasın lı türkülere devam ettiği için karısı dahi sanatçı yapıldı. Yaşasın lı türkülere biraz daha devam ederse, annesinin yaşına ve ses durumuna ve müzikal bilgisine dahi bakmadan annesini de sanatçı diye piyasaya sürmeleri mümkündür. Sanatçı lakabı verilen ve normalde sanatlarıyla kabul görmeyecek bu kişiliklerde, kolayca sanatçı unvanı almakta, organizasyonlara çağrılmakta, para almakta, televizyonlarında boy göstermekte ve gündemde kalabilmektedirler. Bu Kürt ulusal sanatının ve büyük ulusal ozanlarımızın gündem dışında tutulmasına, ulusal sanatımızın zayıf gözükmesine, gençliğimizi kuşatma gücü olmayan Demokratik Cumhuriyetçi ve Apo cu sanat ve sanatçıların kaba saba niteliği nedeni ile devlet televizyonlarındaki sanat ve sanatçıya yönelmesine, özdeşimini onlarla kurmasına yönelik bir anlayış ve tutumu geliştirmeye yol açsa da, her alanda başarılı olamamaktadır.

Kürdistan ulusu her şeye rağmen; Şivan Perweri, Nizamettin Ariçi, Reşo, Leyla Feriqi, Nazi Xanim, Merziye Rizazi, Mihemed Şexo yu dinlemektedir. Şivan Perwer’in, sayıları dokuzu bulan Kürt televizyonlarında en azından haftada bir birer müzik programı yapmaması ya da bu televizyon kuruluşlarınca ve Kürt siyasal otoritelerince bu olanağın onun yanında, Nizamettin Ariç, Reşo, Ciwan Haco, Leyla Feriqi, Nazi Xanım gibi önemli sanatçılara sağlamamış olması temel bir eksikliktir, güçlü olan ulusal müziğimizin zayıf gözükmesine neden olmaktadır. Çünkü müziğimiz müzisyenliği tartışmalı olan ve ses sıradan olan kişiler ile gündemleştirilmekte dir. Bu tür kişiler dışında, güncel siyasetleri ve imaj olarak biten liderlerinin imajını tazelemek için müziği bir alete dönüştüren, katl eden, kaba saba bir slogana veya bireye düzülen yönlendirmeli bir methiye veya güzelleştirmeye dönüştüren kimseyi bulamazlar. Şivan Perwer, Nizammettin Ariç, Reşo, Civan Haco, Leyla Feriqi gibi büyük sanatçılarımız siparişe dayanan çabalar karşılık vermemekte, sanatı ve kendilerini düşürmeyi kabul etmemektedirler.

Yurtsever devrimci ve ilerici niteliklerle dönüştüren sanat; Şivan Perwer in sanatında görüldüğü gibi, ülkemiz Kürdistan nın dağlarına, ırmaklarına, ovalarına, iç denizlerine, çiçeklerine, kahramanca direnen veya bedel sürecinden geçen nice şöhretsiz insanımızı, bağımsızlık umut ve hasreti yanında, muazzam siyasal yada bireysel aşkları hiçbir yönlendirmeye gelmeden özgür irade sonucunda konu edinen sanattır. Şivan Perwer, Nizamettin Ariç, Reşo, Ciwan Haco, Leyla Ferqi, Nazi Xanim ve benzeri büyük sanat yapıcılarının, Kürt televizyonlarında haftalık program yapmaları halinde, Kürtlerin ve özellikle gençliğinin kendi dil ve kültürüne ve değerlerine daha büyük bir tutkuyla yakalaşacağını ve sömürge metropollerinin uyduruk sanatçılarıyla özdeşime gitmeyeceklerini, aidiyetlerinin ve özgüvenlerinin daha güçlü korunacağını, ulusal sanat ve sanatçıları ile daha büyük oranda gurur duyacaklarını, yaşamdan daha güzel tat alabileceklerini düşünüyorum. Bu anlamda özellikle Şivan Perwer, televizyon kanalları aracılığı ile halk ile buluşmaktan imtina ediyorsa, yani haftada bir program yapmak istemiyorsa, bunu temel bir eksikliği olarak düşünmelidir. Haftada bir program yaparak halkımıza daha fazla ulaşabilir. Eğer Kürt televizyonları Şivan Perwer e ve yukarıda isimlerine atıfta bulunduğum diğer önemli sanatçılarımıza bu olanağı sağlamıyorsa, bunu da bu televizyon kuruluşlarının başındaki kişilerle, onların arkasındaki siyasi güç odaklarının anlayış ve kişiliğinde eleştirmek zorundayız. Her siyasi çizginin, kendi argümanlarına göre kullanabildiği ve müzikal olarak da zayıf olan bireylere haftalık programlar yaptırmaya devam etmesi, insanlarımızda bir heyecan yaratmayan, müzikal yetenek ve ses açısından pek bir değerleri olmayan bireylerin sahsında kurumların halk için işlevsel çalıştırılmamasına, Kürt sanatının zayıf gösterilmesine yol açar.

Şivan Perwer müziği özgün bir tarz ve ekoldür. Aynı zamanda başka tarz ve ekollerin etkilenerek oluşmasına yol açabilecek niteliktedir. Bu güne kadar Şivan’dan etkilenmiş olmakla birlikte, başka bir tarz ve ekol yaratamayanlar ise bütünüyle birer taklitçi olmayı aşmayı bilmeyenlerdir. Şivan gibi büyük sanatçılardan etkilenmemek mümkün değildir. Perwer’in sanatından etkilenmek de yararlıdır. Ancak etkilenmenin tümden taklit boyutunda gerçekleşmesi, sadece taklitçi duruma düşmeye ve yeni bir tarz edinmeye engel olur. Etkilenmekle birlikte, özgün tarzlarını yaratan sanatçılarımız bir yana bırakılırsa, taklitçi durumunda başlayıp taklitçi durumda kalan ve bir tarz üretemeyen sanatçılar da vardır. Özgün tarzlarını üreten ve üretemeyen bütün sanatçılar içerisinde, Şivan Perwer dinleyici oranında ve etki gücünde rakipsiz noktadadır.

Şivan’ın büyük sanatına dair yaptığım saptamalar, bir müzik dinleyicisi olarak bende yarattığı duygu ve düşünceleri yansıtır. Övme kaygısıyla herhangi bir saptamada bulunma ihtiyacı duymadım, duymuyorum. Şivan’ın sanatsal açıdan buna ihtiyaç duymadığı da açıktır.

Mükemmellik diyalektiğe ve bilime aykırıdır yaklaşımı çerçevesinde bazı olgu ve verilere dayanarak; değer verdiğim ulusal ozanımızı bazı yanları ile eleştirme ihtiyaçı da duyuyorum.

Perwer’in Müzikte teorik düzeyde kendini daha da geliştirmemiş olması, özellikle Kürdistan’lı yurtsever gençlerden seçtiği bir öğrenci grubuna kültür ve sanat okulu oluşturarak; birikimlerini aktarmaması, yönlendirmemesi ve varolan potansiyel yetenekleri harekete geçirmede itici güç olmaması da, kendi adına bir eksiklik sayılmalıdır. Yeni kurmuş olduğu vakıf bu eksik yanında, başka fonksiyonları da yerine getirecek bir kurum olabilmelidir. Şivan’ın büyük bir ulusal ozan ve değer olmasının doğurduğu misyonunu nazara alarak, özel yaşamına yeterince dikkat etmemiş olması ve bunun üzerinden bir taraftan eleştiri, diğer taraftan kendini saldırılara açık hale bırakması ve özel yaşantıdaki düzensizlik ve zaman kaybı nedeniyle, varolan büyük maddi üretiminin daha da muazzam olması mümkün iken, bundan mahrum kalması ya da mahrum bırakılmamız ise, diğer bir eksikliğidir. Bu eksikliğini görmüş ve giderecek görünmektedir.

Şivan Perwer’in, Roma’da Apo’yu ziyaretinden sonra, bu şahsın İmralı’ya getirilmesi neticesinde, Demokratik Cumhuriyetçi anlayış çerçevesinde yaptığı bir iki şarkının, Ulusal ozanımızın 30 yıllık çizgisinin temel değerlerine aykırı olduğu gibi, kendisini zorlayarak üretilmiş, müzikal kaliteden yoksun ve anlamsız parçalardır. Şivan’ın Kürtçe ye göre oluşmuş gırtlağına ve tarzına da uygun düşmemektedir. Sömürgecilerin dili ve Kürtçe ile karma olarak seslendirdiği veya sadece Türkçe seslendirdiği bir iki şarkısı da, aynı şekilde müzikal değerden, otuz yıllık Kürdistani yurtseverliğe dayanan sanatsal çizgisinden, ulusal ozan sıfatından kaynaklanmamaktadır, tersine bu özelliklerine zarar vermektedir. Bunları 30 yıllık çizgideki emek içindeki anlık ve geçici yol kazaları olarak düşünmelidir.

Şivan bu parçalarının birinde; “Bir Anadolu cumhuriyetinde birlikte kardeşçe yaşayabiliriz.” derken, ideolojik politik anlamda zayıf olduğunu ortaya koymaktadır. Anadolu, bugünkü Türkiye’nin çekirdeği demektir. Anadolu Cumhuriyeti ve sömürgeciler ile birlik arama konsepti, Kürdistan ülkesini ve bağımsızlık hakkını bir tarafa atmak ve Kürdistan konseptini ve yurtseverliğini terk etmektir.

Ulus mücadelesi; ülke siyasal iktidar ve ulusal kurumsallaşma sorunudur, toprağa bağlıdır.

Temel bir kültür ve uygarlığa dayanmayan devlet sahibi resmi diller dahi, bugün İngilizce karşısında kendini koruyamaz duruma gelirken, kendi ulusal topraklarında siyasal iktidarı ve ulusal kurumsallaşması olmayan bir dilin; yaşamı yönlendiren sosyo ekonomik ihtiyaçlar karşısında, gittikçe bir ihtiyaç olmaktan çıkabileceği görülmektedir.

Buna rağmen, ulusal ozanımız Şivan Perwer in, Payamaazadi.com sitesinde yayınlanan bir röportajında ise; “Kürtlerin dili ve kültürü özgürse, Kürtler bağımsızdır.” içeriğinde bir cümle sarf etmiş olduğu görülmektedir.

Bu ve benzeri birkaç cümle nedeni ile şu soruları kendi kendime sormadan edemedim : Acaba üzerinde çok düşünülmeden sarf edildiğinden mi, yada röportajı kayıt veya deşifre etme hatası mı, veya ideolojik politik zayıflığın doğurduğu yanlış bir değerlendirme mi, yahut ulusal ozanın 30 yıllık çizgisini, yani Kürdistanî ve bağımsızlıkçı yaklaşımını günümüzde yoğunlaşan konformist eğilimler çerçevesinde terk etmek midir ? Şivan’ın, “Ellinci Yıl Kutlama” etkinliğini, Kürdistan TV’de izlediğimde, bir anlamda bu sorulara da yanıtta bulmuş oldum.

Büyük ulusal ozan; ”Bir gün mutlaka Kürdistan İmparatorluğu kurulacaktır. Buna herkes inansın.” demekteydi.

Bu da büyük ulusal ozan Şivan Perwer’in; ülkemiz Kürdistan’a, Kürt uluslaşmasına ve dünyadaki diğer uluslarla eşitlik hakkı olan bağımsız iktidarlaşmaya dayanan inanç ve isteminin sürdüğünü göstermektedir. Bir ulusal ozanın sanatsal,sosyal ve siyasal duruşuna denk düşün de budur. Şivan nın kendisini hem müzik teorisin de hem başka alanlarda daha iyi geliştirme ve donatma imkanı varken zamanı iyi kullanmadığından bunu başaramadığı anlaşılmaktadır. Demokratik Cumhuriyetçilerin, yeniden Şivan Perwer’i yalıtmaya çalışmaları, dedikodular yanında, konseri sırasında dahi fizikken saldırmaları, bunların saldıramayacağı hiçbir ulusal değerin kalmadığını ve olmayacağını göstermektedir.

Bu olaylar; aynı zamanda ulusal ozanımızın ülke, ulus ve bağımsızlık çizgisinden anlık bir yalpalamadan sonra, geri döndüğünün verisi olarak düşünülmelidir. Bir ulusal ozanın nitelik ve duruşuna, ama özellikle ulusal ozanımız Şivan’ın sanattaki çizgisine, umut ve hasretine uygun düşen de budur. Bir ulusal ozan, halkının tarihi boyunca verdiği bedeller ile ulusal siyasal hedeflerinden ayrık bir noktaya düşemez.

Aynı röportajda; “Ben Kürdistan’a gideceğim.” demekteydi. Bu önemlidir.

Bir ulusal ozana; “Ben Türkiye’ye gideceğim, ben Türkiye’ye dönüyorum” demek yakışmaz. Bu söylem ortaya çıksaydı, ulusal ozan sıfatını ve sanattaki 30 yıllık çizgisini tartışmalı hale getirirdi.. Avrupa’dan geliş söz konusu olacaksa, sanatının dilini ve 30 yılık sanatsal çizgisini konformizme etmeden, sadece Kürt diliyle ve bilinen Kürdistanî duruş ve düşünce ile sanatını icra etmesini bekliyoruz. Eğer Kürdistanî bir duruş ve çizgide kendini ve sanatını ortaya koyma koşullarının olmayacağını veya bunu başaramayacağını düşünüyorsa, hiç gelememelidir.

Biz ulus olarak 30 yıldır Şivan Perwer’i yüreğimizde yaşattık, Avrupa’da 26 yıl daha kalsa, çizgisini koruduğu sürece, büyük ulusal ozandır, yüreğimizde yaşatmaya devam ederiz. Kürt anadilinin en önemli etkinlik alanı daha kolay düşünebildiğimiz ya da algılayabildiğimiz müzik alanıdır. Şivan gibi büyük müzisyen ve ulusal ozanların dahi, Kürtçe yanında Türkçe söylemeye başlamaları, yani melez sanata yönelmeleri, devletin aşınması için uğraştığı Kürdistan Ulusal Aidiyetinin daha da aşınmasına, kendi dilimizde düşünme ihtiyacından biraz daha uzaklaşmamıza bir katkı olur. Biz ulus olarak dilleri yasak olmayan, ülkeleri gasp edilmeyen, bütün milliyetlerden sanatçıları ulusal dillerinde dinliyoruz. Türklerin bütün sanatçıları Türkçe müzik yapıyor. Kalasik sömürgelerde dahi görülmeyen ağır koşullara rağmen, Türk sanatçıları, biraz insani bir meşaj olsun diye dahi, Kürtçe müzik yapmaya yönelmiyor.

Kürt müziği ve sanatçıları da; sadece kendi ana dilinde veya Kürdistan dillerinde müzik yapıp söylemelidir, ezgilerimizin orijinalitesi ve özgün formu her açıdan korunmalıdır. Ulusal kültür ve uygarlığımızın aktarıcısı olan kürt diliyle dünyaya tanıtılması gereklidir. Ulusal sanat ve ulusal ozan sıfatının gölgelenmesine izin verilmemesi de bunu gerektirir.

Şivan sanatsal katkısı ile önemli bir ulusal değerimizdir. Bu yıl boğazından ameliyat olacağını duyduğumda üzüldüm. Ameliyatın başarılı geçmesi ve yeniden müzikal çalışmaya başlaması ise, sevindirici oldu. Damardan giren, ruh ve beyinlere seslenen Şivan müziğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç bulunduğu aşikardır. Hoş geldin Şivan Perwer, haydi söyle stranlarını. Hadi söyle stranlarımızı.Haydi söyle, sesin Kürdistanın dağında ovasında ırmağında, insanında yankılanmaya devam etsin. Haydi söyle, Kürdistan ulusal sanatının bayrağı daha da yükselsin. İnsanlık tarihinin en derin, en vazgeçilmez, en tutkun, en büyük adanmışlıkları olan Kürdistan ulusunun Kürdistan a duyduğu sonsuz aşk için satanlarını söylemeye devam et.Kürdistan' ı, Kürdistan ulusu ile bağımsız ve özgür koşullarda buluşturmak ve insanlık tarihinin en güzel aşkını devam ettirmek için haykırmayacaksın da ne yapacaksın.Kürdistan ulusun evladı, ulusal sanatımızın büyük ulusal ozanı bir daha hoş geldin.


31 .07. 2006

Medenî Ayhan

Kurdistan Welatê Kurdaye - Her Bijî Kurd û Kurdistan

http://www.pdk-xoybun.com

http://www.xoybun.com/extra/slide/Unbenannt-2.swf


http://www.pdk-xoybun.com/nuceimages/Newroz_Kurdistan_PDK_Xoybun_02.jpg


http://www.pdk-xoybun.com/nuceimages/Nexise_Kurdistane_PDK_b.jpg


  • Dip Not : Yazarin yazisinda da, 02. 08. 2006 da degîşîklîk yapildi.