Îbrahîm Gûçlû : HAK - PAR 2. OLAĞAN KONGRESİ 12 KASIM 2006’DA YAPILACAK

Wext: Monday, 30.October. @ 00:00:00 CET

Mijar:


HAK - PAR 2. OLAĞAN KONGRESİ 12 KASIM 2006’DA YAPILACAK

HAK - PAR, 1. Olağan Kongresinden önce ( 4 Ocak 2004 ), Parti Meclisi’nin ( PM ) üzerinde anlaştığı konulardan biri de, parti programı ve tüzüğünde değişiklik yapmaktı. Bu bağlamda da 1. Olağan Kongre, “Program ve Tüzük Değişikliği Kongresi’ne” karar verdi. Ne yazık ki bu kongre, PM’nin keyfiliği, hukuksuzluğu ve kongre iradesine saygı duymamasından dolayı yapılamadı. Program ve tüzük değişikliği konusunun da 2. Olağan Kongre’de ele alınması, zorunlu hale geldi.

Gelinen aşamada, “partinin bir bütün olarak yeniden yapılanması”, “program ve tüzük değişikliği”, “partinin yeni eylem anlayışı” konuları yakıcı hale gelmiş durumda.

Bu sorunlar bağlamında, parti platformunda uzun dönemdir tartışmalar devam ediyor. Bu tartışmalar sonucunda, farklı “çerçeve anlayışları”, “düşünce konseptleri”, “çözüm projeleri” gündeme gelmiş durumda.

Bu konularda tartışmalar kamuoyuna açık bir şekilde devam etmektedir.

Ben de görüşlerimi yazılı hale getirerek parti üyelerini, kongre delegelerini ve kamuoyunu aydınlatmak ve bilgilendirmek istedim.

Saygılarımla…

Îbrahîm Gûçlû
İbrahimguclu21@gmail.com


* * * * * * * * * * *



HAK - PAR ESKİ KURULUŞ REFERANSLARINA/DEĞERLERİNE DÖNEBİLECEK VE AYAĞA KALKABİLECEK Mİ? NASIL BİR PROGRAM VE TÜZÜK DEĞİŞİKLİĞİ ?

Görünen o ki, 12 Kasım 2006 günü HAK - PAR 2. Olağan Genel Kongresi yapılacak. Benim düşünceme göre, bu kongre, HAK - PAR’ın bir kader kongresi olacak. Kongre’de, HAK - PAR’ın yapısal sorunları, buna bağlı olarak program ve tüzük sorunları tartışılıp karara bağlanacak.

Program ve tüzük değişikliği için yapılan bölge toplantıları ve en son aynı konuya ilişkin Mersin Konferansı’nda : HAK - PAR’ın yapısal sorunları, bu yapısal sorunların tanımlanması, sorunların çözüm yolları konusundaki önerilerimi, program ve tüzük değişikliğine ilişkin görüşlerimi hem sözlü ve hem de yazılı bir biçimde sundum. Kongre arefesinde, parti delegelerinin, taraftarlarının hafızasını tazelemek ve son değişiklikleri de gözeterek yeniden görüş ve önerilerimi sunmanın yararlı olacağını düşndüm. Bu nedenle, bu çerçeve anlayışı hazırlayıp, parti sitesinde yayınlamaya karar verdim.

Kongrenin geç yapılması ne anlama geliyor ?...

HAK - PAR 1.Olağan Genel Kurulu, 4 Ocak 2004 tarihinde gerçekleşti. 1. Olağan Olağan Kongre için program ve tüzük değişikliğiyle ilgili hazırlanan taslaklar, 1. Olağan Kongre’de tartışmaya açılmadı. Çünkü “program ve tüzük değişikliği kongresin” de bu sorunun kapsamlı ele alınması karar altına alındı. Ne yazık ki, yeni Parti Meclisi her konudaki keyfiliği ve hukuksuzluğuna bu alandaki hukuksuzluğunu da ekledi. 1. Olağan Kongrenin iradesini hiçe sayarak, program ve tüzük değişikliğini 2. Olağan Kongreye bıraktı. “Program ve Tüzük Değişikliği Kongresi” 2004 yılının 8. ayından sonra gerçekleşmesi gereken bir kongre iken, 2006 yılının sonlarına sarkıtıldı. Bu durum da, program ve tüzük değişikliği konusunda yükümüzü ağırlaştırdı.

Ne yazık ki, günümüzde önerilen program ve tüzük değişikliğini analiz ettiğim zaman, 1. Olağan Kongre için hazırlanan değişikliklerden daha geri bir durumda olduğu rahatlıkla görebiliyorum.

HAK - PAR hangi koşullarda kuruldu ? Hangi değerleri benimsedi ? Bulunduğu yer neresi ?

HAK - PAR, 11 Şubat 2002’de kuruldu. 11 Eylül olayları gerçekleşmiş, ABD ve müttefiklerinin, globalizmi uygulama ve dünyanın yeniden yapılandırılması ile ilgili dünya ve Ortadoğu ile ilgili projelerinin verileri açığa çıkmış; Türkiye ve AB ilişkilerinde süreç için yol haritası belirlenmeye başlamıştı.

ABD ve müteffiklerinin Büyük Ortadoğu Projesi bir çerçeveye kavuşuyor, Irak başta olmak üzere, İran ve Suriye’ye müdahale edilmesi güncel bir konu haline gelmişti. Güney Kürdistan’da federal devlet yapılanmasına uygun bir gelişme ve demokratikleşme söz konusuydu; bunun yanında G. Kürdistan ulusal ve uluslar arası statü kazanmış değildi.

A. Öcalan’ın İmralı’ya gelişinin üzerinden iki yıl geçmişti; PKK Hareketi, tümden Türkiyeci bir rota kazanmış, entegrasyon planında hızla adımlarla yürümekteydi. PKK’nin Kuzey Kürdistan’daki etkinliğinden dolayı, yönsüzlük ve hedef belirsizliği, bir kâbus gibi Kürt Hareketinin üstüne çökmüştü. Kuzey Kürdistan’daki siyaset sınıfı ve HAK-PAR’ı kurmak isteyenler, daha yeni yeni soğuk savaş döneminin değerlerinden kurtulmanın çabaları içindeydi. AB’nin ve yeni dünya düzeninin değerlerinin benimsenmesine ayak diretiliyordu. Eski geleneksel anti-emperyalist değerlerden dolayı, ABD ve müttefiklerinin Irak’a müdahalesine HAK-PAR kurucuları arasında da köklü çatışmalar ve güçlü karşı direnişler vardı. Silahlı mücadelenin geçersizliği kabul edilmiş, ama yeni mücadele yöntemi konusunda bir atıl durum vardı. Eski soğuk savaş döneminin örgütlerine bağlılık devam ediyordu. Yeni örgütlenmenin, gerçek ve stratejik bir mücadele örgütü olacağı konusunda kararsızlık, bilgisizlik, basiretsizlik söz konusuydu.

HAK - PAR, bu kompleks gelişmeler ortamında, demokrasi, çoğulculuk, modernizm, rasyonalizm, ulusal çıkarların toplumsal ve evrensel parametreleri, AB değerleri, hukukun üstünlüğü, bireysel ve kolektif hak/özgürlüklere sıkı-sıkıya bağlılık gibi kavramlar çerçevesinde, yeni bir program ve tüzüğü (hukuk) benimsedi, geleneksel Kürt siyasetinin sahip olduğu değerlerden teorikçe de olsa kopuş gösterdi. Grupçuluğı değil, geniş ulusal çıkar vizyonunu benimsedi.

Ama ne yazık ki HAK - PAR, geldiğimiz aşama itibarıyla, bu değerlerden uzaklaşan, eski değerleri, soğuk savaş dönemi sistemlerini egemen hale getiren, örgütsellik ve çalışma tarzı itibariyle soğuk savaş döneminin değerlerini sürdürmekte ısrarlı olan, geleneksel, sol otoriter, özgürlükler konusunda totaliter dar grupçuluğun ve pasifizminin egemen olduğu bir yapı durumundadır. Hukuksal davranma konusunda bir zaafiyet içindedir.

Bu nedenle HAK - PAR, ulusal ve kitlesel bir partiye dönüşemedi. Yurtsever unsurları ve çevreler bünyesinde toparlayamadı. Kürt siyasetçilerinin, Kürt siyasi çevre ve gruplarının güvenmediği, tersine kuşku ile baktıkları bir parti konumuna geldi. Bir mücadele örgütü konumunu kazanamadı.

Ne yapılmalı ? Değişik Kürt siyasi kadroları, çevre ve grupları nasıl kazanılır ?

Bu nedenlerden dolayı köklü bir reforma, köklü bir zihniyet ve yapı değişikliğine ihtiyaç var. Bu değişikliğin, hızla programa, parti hukukuna (tüzüğe), örgütlenmeye, parti yönetim kademelerine, kitle ilişkilerine ve yeni mücadele tarzına yansıtılması gerekir.

Bu reformun gerçekleşmesi için, engelleyici role sahip olan grupçu ekipten çözümlere başlamak gerekir. Sorun yaratıcılarının, sorun çözümleyici olduğu hep söylenir. Bu ilkeyi partimizde de uygulamak olanaklıdır. Bu nedenle, anahtar ve merkez konumda bulunan ve partide hegemonyayı elinde tutan geleneksel grubun, kendi durumuyla ilgili samimi, dışarıya açık ve güven verici çözümlemeleri, atacağı adımları ilan etmesi gerekir. Bu tutum, partimizin yeniden yapılandırılmasının önünü açacaktır.

Yoksa parti dışındaki siyasi kadroların, çevre ve grupların partiye gelmeleri konusunda alınan kararın, çok fazla kıymeti harbiyesi olmayacaktır. Bize açıkça söylenmiyor diye, gerçeğimizi görmezlikten gelemeyiz, kendimizi anlamsız bir şekilde gerekçelendiremeyiz.

Programda köklü, tüzükte ihtiyaç duyulan konularda değişiklik gereklidir…

Program ve tüzüğe ilişkin değişiklik konularındaki görüşümü birkaç ara başlık altında sunacağım.

a ) Program ve tüzük değişikliklerinin sentezleştirme metodu : Program değişikliğinin hazırlanması ve sunuşu, partimizin çoğulculuk hukukuna, çoğulcu örgütsel yapılanmasına ve kültürüne, demokratik katılımcılık ilkesine aykırıdır. Tekçi, hegemonik, izolazist ve monolitik zihniyetin tezahürüdür.

Bilindiği gibi, hem bölge toplantılarında ve hem de Mersin Konferansında özellikle programa ilişkin olarak üç farklı temel görüş somutlaştı. Parti tüzüğüne ve hukukuna dair benim görüşlerim oldu. Program konusunda gündeme gelen üç temel görüş şöyle sıralanabilir :
1 ) Program eskisi gibi kalmalıdır. Federasyon benimsenmemelidir.
2 ) Programda federasyon benimsenmelidir, sadece tartışmaya sunulan taslak metindeki gibi formüle edilmelidir.
3 ) Partinin ismi değişmeli, “Kürt ve Kürdistan” ismiyle parti tanımlanmalı. Parti programı, Türkiye’deki federal demokratik sistem ve Kürdistan Federe Bölgesi şeklinde kurgulanmalı, somutça projelendirilmeli dir.

Bütün bu tartışmalardan sonra gelinen nokta, tartışmaya ilk sunulan taslağın olduğu gibi 2. Olağan Kongreye sunulması konusunda bir kavramlaştırmaya gitmek; resmi bir düşünceyi kongreye ve delegelerine dayatmak. Sorduğum bir soru üzerine, bu değişikliğin bir komisyon tarafından formüle edildiğidir. Peki, bu program ve tüzük değişikliği komisyonunda, bütün alternatif görüşlerin sahipleri, önerilen ortak sentez etrafında anlaştı mı? Taraflardan biri olarak benim görüşlerim alınmadığına göre, böyle bir durum söz konusu değil. Resmi görüşü savunanların dışında edindiğim bilgilere göre komisyonda yer alan ve Federasyona da karşı olan Ümit TEKTAŞ var. Görünen o ki, o da resmi görüşün sahipleri tarafından ikna edilmiş. Federasyon istemeyen, H. ÇALAĞAN, A. SEVİNÇ, F. DEMİR, R. DELİ ve başka arkadaşlarımız nasıl ikna edildiler? Onu da bilmiyoruz.

Peki diğer köklü program değişikliğinden yana olan görüşün sahipleri neden komisyona alınmadı? Böyle bir tutum, farklı görüşleri dışlamaktan ve izole etmekten başka bir şekilde yorumlanabilir mi? Bu tutum, tüzüğümüzün karakterini belirleyen 2. maddesi, partimizin bağlı olduğu, olmazsa olmaz olan ilkeleri olan 4 . maddesine aykırı değil mi? Bu tutum, partimizin çoğulculuğuna, çok kültürlülüğüne ve çoğulcu demokrasisine bir darbe değil mi?

Haydi resmi görüşün sahibi arkadaşlar, köklü program değişikliği yapmak isteyen arkadaşlarla uyumlu çalışamayacaklarını düşündüler, onlarla ortak sonuçlara / sentezlere varmayacaklarının hesabın yaptılar. Bunu da anlayışla karşılamak olanaklı. O durumda da farklı ve köklü değişiklik önerileri komisyon tarafından kabul edilmezse bile, taslak metnin bir başka öğesi olarak tartışmaya sunmaları gerekirdi. O zaman partimizin üyeleri ve kamuoyu somutça bilgi sahibi olabileceği gibi, tartışmalara eşitlikçi bir prensip çerçevesinde taraf olmaları sağlanacaktı. Ama bu da yapılmış değil. Bize tek bir seçenek sunularak, bunu kabul edin deniliyor. Bunu anlamak ve anlayışla karşılamak olanaklı mı?. Bu tutum sergilendiği zaman, hukuka bağlılıktan, üyelerin haklarını korumaktan bahsedilebilir mi?

Bu tutumu, tüzüğümüzün 4. maddesinin “…. organlarda aday olan ve yönetim organlarında temsil edilmeyen çevre, eğilim ve kişilerin temel konularda organ toplantılarına katılımı sağlanarak, karar ve oy hakkı tanımadan tartışma, öneri hakkı tanır..” hükmü ve tüzüğümüzün 6. maddesinin “üyenin hakları” başlığında “parti üyeleri, parti içinde karar oluşturma süreçlerine çoğulcu demokrasinin kural ve kurumları içinde katılma; partinin düşünce ve eylem alanının genişlemesi, derinleşmesi için organlara öneri sunma; organların bu önerileri ciddi almaması halinde parti platformunda tartışılmaya açılmasını isteme; iç ikincil bir tüzüksel disiplin oluşturmadan eğilim ve gurup oluşturabilme….” hükümleriyle nasıl bağdaştırılır ?

Ayrıca, resmi görüşü partiye dayatan sorumlular ve program/tüzük komisyonu, 1. Olağan Kongreye sunulmak üzere aylarca üzerinde çalıştığımız taslak metini de hiç göz önüne almamış. Bununla da emeğe değer verilmediği görülüyor.

b ) Program, tüzük değişikliği ve reformların yapılmasını istediğimiz koşulların tanımlanması : HAK - PAR’ın 2. Olağan Kongresinin yapıldığı koşullarla, partimizin kuruluşu ve 1. Olağan Kongresi dönemindeki koşullar köklü farklılıklar taşımaktadır. Kuzey Kürdistanlı siyaset sınıfının çoğunluğu önemli ölçüde soğuk savaş döneminin değer yargılarından kabaca da olsa kurtulma sürecine girmiştir. Ulusal çıkarlar kavramı, daha maddi, daha rasyonal, daha hukuksal ve evrensel bir tanım ve içeriğe kavuşmuştur. Kürtlerin geneli, AB değerlerinin benimsemesi konusunda bir ittifak oluşturmuş durumdadırlar. ABD ve müttefiklerine yönelik çekincelerde azalma, anti - emperyalist ulusçu olmayan bakış açısı yerini, “ulusal çıkarlar” kavramını evrensel tanımına terk etmektedir. Büyük Ortadoğu Projesi, Irak’taki müdahale ve Saddam Yönetiminin yıkılmasıyla, somutluk kazanmıştır. İran ve Suriye’ye müdahale gündemdedir. Irak’ta federal, demokrat, parlamenter bir devlet o kurulmuştur. G. Kürdistan federe bölgesi, ulusal ve uluslararası hukuk yapısını kazanmıştır. Irak’ta fiilen konfederal, teori ve hukuksal olarak bir federal sistem yer etmiştir.

Kürtler açısından çağ atlanmıştır. Devletsiz ve “avukatsız Kürtler” devlete ve avukata kavuşmuştur. Kürt ve Kürdistan kimliği uluslararası planda öne çıkmıştır. G. Kürdistan liderleri, Beyaz Saray ve BM Genel Kurulu’nda Kürtçe konuşmuşlar, kendi ulusal kıyafetleriyle hüsnü-kabul görmüşlerdir. Suriye ve İran’da Kürtler egemenliklerini tesis etme sürecindedirler. 21. yüzyıl Kürtlerin yüzyılı olmaya aday.

Bu koşullara uygun, bir partiye, bir hukuka, zihniyete ve mücadele tarzına ihtiyaç var. Bundan dolayı, HAK-PAR yeniden yapılanmalı. Bu yapılanmanın ana unsurları olan program ve tüzükte de, döneme uygun değişiklikler, reformlar gündeme getirmeliyiz.

c ) HAK - PAR 1. Olağan Kongresi’ne sunulmak üzere hazırlanan, PM’de program ve tüzük değişikliği için yeni kongre üzerinde uzlaşma sağlandığından kongreye sunulmayan program ve tüzük değişikliği taslağı…

Program değişiklikleri : HAK - PAR 1. Olağan Kongresi’ne sunulmak üzere üniter devletin son bulması ve federal bir devlet ve demokrasinin yapılandırılması senaryosu etrafında bir program değişikliği düzenlenmesi yapıldı. O gün sunduğumuz taslak metindeki değişikliklerle, günümüzde resmi görüşün sunduğu değişiklikler karşılaştırıldığı zaman, hem mantık, hem teknik ve hem de içerik bakımından köklü bir farklılık taşıdığı rahatlıkla görülecektir.

Taslakta küçük değişiklikleri ve değişikliğe uygun program uyumlama değişikliklerini bir tarafa bırakırsak önerilen değişikler şöyle :

1 ) Programımızın; dünyadaki üniter ve ulus devlet yapısının verimsizliği ve birliği korumama özelliğinin genel olarak anlatıldığı “dünyada değişim ve yapılanma” bölümünde Türkiye ile ilgili somut bir saptama yapılmakta ve şu önerilmektedir: “…Bu tarihse, siyasal ve sosyolojik gelişme formasyonu Türkiye için de geçerlidir. Türkiye’de üniter yapı ulusal/etnik, dinsel/mezhepsel, sınıfsal/toplumsal, kültürel, dilsel çoğulculuk ihtiyaçlarına cevap verecek, kronikleşmiş tarihsel/stratejik sorunlarını çözümleyecek konumda değildir. Üniter yapı, çözümsüzlüğün ve demokratikleşememen en büyük temel sebebidir.”

2 ) Programın “Türkiye’de Değişim” başlıklı bölümü için, ayrı ayrı paragraflarla bütünleştirilmesi için şu öneriler yapılıyor: “…Türkiye’de tüm temel sorunların ve özellikle Kürt sorununun çözümlenmesi ve gerçek demokrasinin yapılandırılması için, üniter yapıdan vazgeçilmeli, ulusal / toplumsal / siyasal / ekonomik / kültürel sistem, federalize olmalıdır…”, “AB’nin yeni sistemsel / devletsel statüsünün şekillendirilmesi için ortak bir anayasa için AB KONVANSİYONU’unun çalışmaları hayli ilerlemiş durumdadır. AB’nin yeni anayasasının ana prensipleri/hükümleri üzerinde anlaşma sağlanmış durumdadır…”, “Türkiye, 20002 Ağustosundan sonra, AB’ye uyumluluğu ve entegrasyonu sağlamak için ve üyelik koşullarını olgunlaştırmak için, 8 paketle yaptığı değişikliğe rağmen, AB standartlarında bir demokratik çoğulcu yapılanmayı sağlayamamıştır. Bireysel hak ve özgürlükler alanında, bir elle verdiğini diğer elle geri almıştır. Özellikle de Kürtler ve azınlıklarla ilgili düzenlemelerde, tam bir trajedi/komedi sahnelenmektedir…”, “…Türkiye’yi yönetenler…, hukukun üstünlüğü olmadan, Kürt sorunu çözülmeden, devlet, din, sınıf, ulus, ideolojilerden özerk, bağımsız ve tarafsız hale gelmeden, ekonomik kalkınma sağlanamaz..”, “…çoğulcu demokratik federal devleti…ve çağdaş çoğulcu demokratik federal sistemi…”, “Bugün varolan sistemden beslenen ve Kürt düşmanlığıyla yatıp kalkan kemalizmle, otoriterizmle zehirlenen partiler…”, “Kürt sorununu adil, eşitlikçi ve demokratik çoğulcu federal kalıcı…”, “….devleti, demokratik federal sisteme uygun tarzda..”, “HAK-PAR, Türkiye’nin, ABD ve müttefiklerinin Irak’a müdahalesi öncesi ve sonrasında, Kürt Özerk Bölgesi’ni ve halkını hedef alan ve uluslar arası antlaşmalarda, hukuka aykırı olan tehlikeli, saldırgan, soykırımcı ve Kürt düşmanlığı politikasının bu evrensel demokratik anlayışa aykırı olduğunu esefle saptar. Bu tehlikeli, şoven ve komşuluk hukukuna da aykırı olan anlayışı değiştirmeyi vazgeçilmez bir görev kabul eder..”..

3 ) Programın “Yeniden yapılandırma” bölümünde daha temel değişiklikler önerilmektedir. Bunları arka arkaya sıralarsak: “Türkiye, tek ideoloji kemalizme, tek ulusal/etnik grup Türk’e ve tek dine/mezhebe islama/suniye dayalı üniter, otoriter devlet sistemi yapılanmasına sahiptir. Üniter yapı, demokratikleşmenin önündeki en büyük engeldir. Demokratik çoğulcu bir sistemin yapılandırılması ve Kürt sorununun çözümlenmesi, Türkiye’de uluslar/halklar arasında eşitlikçi bir federal demokratik yapıyla olanaklı olacaktır”. Aynı ana başlığın alt başlığı durumunda bulunan, “yeni bir toplumsal sözleşme”de temel bir düzenleme yapılmıştır. Şöyle ki: “Ademi merkeziyetçi ve federal demokratik çoğulcu anlayışın/sistemin, hem merkezi planda ve hem de yerel yönetimler alanında yapılandırılması, hem devletin ve toplumun demokratikleşmesi ve hem de demokratikleşmenin olmazsa olmaz şartlarından olan Kürt sorununun özümlenmesi için bir gereklilik. Bu bölümde, idari ve siyasi yönetim yapılanması için kapsamlı öneri getirilmekte ve federal sisteme uygun hale getirilmektedir: “Devletin merkeziyetçi, otoriter yapısına son verilecektir. Devlet, ulusal, etnik ve toplumsal çoğulcu yapıya uygun bir tanıma kavuşturulacaktır. Yeni anayasada, Kürtler anayasal olarak hüküm altına alınacak. Yeni devletin, Türkler, Kürtler ve diğer etnik gruplardan oluştuğu belirlenecektir. Devlet idaresi, Meclis, Hükümet buna göre tanımlanıp, yapılandırılacaktır. MECLİS, ulusal, etnik ve toplumsal çoğulculuğa uygun bir genel temsil organı haline getirilecektir. Bölgeler halkının yaptığı seçimler sonucunda seçilen vekillerden Bölge Meclisleri oluşturulacaktır. Bölge Meclisleri, yasama organı olarak görev yapacak. Bölge Yürütme Organını tayin edecektir. Bölge Meclisleri, uluslar arası hukuk kapsamında tüm yasaları yapabilecek. Yerel yönetimler, özerk bir hale getirilecek. Dışişleri, savunma ve makro ekonomi dışındaki tüm hizmetler, eğitim, sağlık, iç güvenlik ve yerel vergi konuşları, yerel özerk yönetimlere bırakılacaktır.

4 ) Programda “ekonomi” çoğulcu demokrasi ve özgürlüklerin gelişmesi açısından yeniden bir tanıma kavuşturulması önerilmiştir: Bunun için: “Türkiye’de ekonomik demokratikleşmeyi hızlandırmak için devletçi bir yapıdan piyasa ekonomisine geçişi sağlayacak, fiyat istikrarı, değişim özgürlüğü ve rekabetin devletin eliyle bozulmasını engelleyecek anayasal düzenlemeler yapılacaktır. Bireysel özgürlüklerin temel güvencesi olan ekonomik özgürlüklerin yaşam bulması, özgür Pazar ekonomisinin tüm kurallarının iyi işlemesi, rekabetçi girişimin teşvik edilmesi ve güvenceye bağlanması için çalışılacaktır. Piyasa ve özgür ekonominin alt yapısını oluşturan özel mülkiyetin dokunulmazlığını, sözleşme ve girişim özgürlüklerinin anayasal güvenceye kavuşturulması için çalışılacaktır. Rekabetin vatandaşa getirdiği yararları korumak için tekelleşmelerin önlemlerini almak için çalışılacaktır” önermesi yapılmaktadır.

5 ) Programın “Dış Politika” bölümüyle ilgili bölgedeki yeni gelişmelere bağlı olarak yeni bir ekleme önerilmiştir: “Dünyanın demokratikleşmesi sürecinin, bölgemizin demokratikleşmesine hizmet ettiğini, Kürt sorununun bölge çapında çözümlenmesine bu sürecin hizmet ettiğini bildiğinden, içtenlikle destekler. Bu gelişmen bir ürünü olarak, Irak’ta Saddam/Baas rejiminin yıkılmasını, bölgemizdeki otoriter, teokratik, faşist rejimlerin yıkılmasında önemli bir adım olduğunu kabul eder.”

Önerilen tüzük değişiklikleri : Parti işleyişi ve çalışması içinde ortaya çıkan eksiklikleri ve hukuk boşluklarını doldurmak için değişiklik önerileri yapılmıştır.

1 ) 3. maddenin 3. satırına, federal yapının benimsenmesinden dolayı bir tanımın eklenmesi istenmektedir: Şöyle: “….çoğulcu, demokratik, federal, adem-i merkeziyetçi..”.

2 ) Tüzüğünün 4. maddesinin (a) bendinin sonuna, “Parti birliğine zarar vermemek, kararların hayata geçmesini ertelememek ölçülerinin açılımını, farklı görüşlerin kamuoyu tarafından bilinmesi için BK’ya bildirim ve tartışma süreçleri, Parti Meclisi (PM)’nin tayin edeceği bir yönetmenlikle tanzim edilir” eklenmeli.

3 ) 4. maddenin (b) bendinin sonuna: “Eğilimlerin şekillenmesi ve kendilerini ilan etmeleri halinde, eğilimlerin merkezle, eğilimlerin birbirleriyle ilişki hukuku; eğilimlerin hak ve görevleri PM’nin tanzim edeceği bir yönetmenlikle tayin edilir” eklenmeli.

4 ) 4. Maddenin sonuna, “bu durum, PM’nin tayin edeceği bir yönetmenlikle somut çerçevesine kavuşturulur” eklenmeli.

5 ) 4. maddenin (h) bendine, “bu sürecin teknikleri, izleyeceği süreçler ve tartışmanın duracağı yer, zaman, konuları, PM’nin tayin edeceği bir yönetmenlik tarafından tanzim edilir” eklenmeli.

6 ) 8. madde (a) bendindeki PM’nin üye sayısı 30’dan 44 ya da 50’ye çıkarılmalı.

7 ) 8. maddede PM’nin “görev ve yetkileri” bölümünün (k) bendinin 2. satırına, “ genel başkan yardımcılarına bağlı en az üç kişi olmak üzere PM ve parti üyelerinden daire ya da büro oluşturulur. Örgütlenme, basın, dış ilişkiler dairesi ya da bürosu gibi..” eklenmeli.

8 ) 8. madde PM’nin “görev ve yetkileri” bölümünün ( ı ) bendi, partinin demokratik hukukuna uygun olmalı. Bunun için, “… geçici yönetim kurulunu, o alanda bulunan parti üye, taraftarlarının demokratik onayı yoluyla saptama yoluna gider ve onaylar” eklenmeli.

d ) Yeni yapılan program ve tüzük değişikliği : Programda yeni önerilen değişikliğe göre uyarlamalar dışında birkaç konuya ilişkin düzenleme var.

Programda yeni değişiklik önerisi :

1 ) “Türkiye Değişmek Zorunda” ana başlığının 17. paragrafının son cümlesi değiştirilmekte “…. Bunun gerçekleşmesi için devleti Türk ve Kürt Halkının eşitliği temelinde demokratik federal tarzda yeniden yapılandıracaktır” önerisi yapılmaktadır.

2 ) Programın “Yeniden Yapılandırma” ana başlığının ilk paragrafına, “… Kürt sorununda ulusların kaderlerini tayin hakkını ilkesel olarak benimser. Sorunun çözümü için Türkiye’nin Kürt ve Türk halkının eşitliğine, demokratik ve federal bir tarzda yeniden yapılandırılmasını savunur” eklenmesi öneriliyor. Bu iki önermenin, bir formülasyonu içerdiği ortada. Bu arada aynı bölümde, çok hayati olan “Devletin merkeziyetçi otoriter yapısına son verilecek. Yerel yönetim yasaları yeninden düzenlenerek, dışişleri ve savunma dışındaki tüm hizmetleri bölge meclislerinin yasal düzenlemeleriyle, özerk yerel yönetimlere terk edilecek” bölümü programdan çıkartılmış.

3 ) “İnanç Özgürlüğü ve laiklik” bölümünde değiştirilme nedeni anlaşılmayan, devletçi yeni bir düzenleme getirilmiş.

4 ) Programın “ekonomi” başlığı altındaki bölümde, özgür ekonomi sistemine karşı olan, program oluşturulurken çok çok tartışılan bir paragraf, “KİT’lerin tasfiyesini” öngören paragrafın çıkarılması yoluna gidilmiş. Doğrusu bu değişikliği anlamak olanaklı değil.

Tüzükte değişiklik önerisi : Genel Başkanlık konusundaki somutlamayı bir tarafta tutarsak, ihtiyaçlarımız için gerekli olan bir tüzük değişikliğinden bahsedilemez. Elbette bu arada, otoriter bir örgüt olmanın önünün kapatılması için, mevcut tüzüğümüzde Başkanlık Kurulu’na, disiplin kurulu alanında verilmeyen yetki; yeni bir değişiklikle düzenlenmek isteniyor. “Can çıkar da huy çıkmaz misali”, insanları cezalandırma, insanlara eza verme otoriter kültürü ne zaman olsa hortluyor.

Program Değişikliğini Değerlendirme

Yapılan değişiklik, dünyanın, Türkiye’nin ve Kürtlerin içinde bulunduğu, yukarıda belirlemeye çalıştığım dönemin özelliklerine denk düşen bir değişiklik değildir. Kürt ve Kürdistan kimliğin sınırlarının belirlenmesi için, bir çaba değil. Parti için gerekli olan köklü, radikal değişimi, reform sürecini engellemek için, yapılan kozmetik bir öneridir. Yaklaşım, tipik bir üçüncü dünya ve şark yaklaşımıdır.

Bu önerilen değişikliğin yapılmasının çok gerekli olduğunu düşünmüyorum, hatta zararlı görüyorum. Ön açıcı, motive edici, partinin yeniden yapılanmasına yol açacak reformlara önayak olmadığı halde, gereksiz bir yük altına girme anlamına da gelebilir ve rasyonalist de değil.

Programımızın yorumlanmasından, federal neticeye varan Yargıtay Başsavcısı partimiz hakkında dava açmıştır. Bir anlamda da, vardığı sonuç doğrudur. Biz de program hazırladığımız zaman, referans aldığımız hayati nokta şuydu: Biz federalizm ya da federasyon kavramını kullanmayacağız, ama ayrıntılandırılmış taleplerimize bakıldığı zaman, bunu istediğimiz anlaşılmalı referansıydı.

Programımızın, “dünyada değişim ve yapılanma” bölümünde yaptığımız bazı hayati saptamalar, değişiklik olarak önerilen konuyu zaten anlatıyor. Buna rağmen, yapılanı bir değişiklik olarak sunmanın mantığı nedir?. Programımızda üniter, tekçi, ulus devletlerin olumsuzlukları anlatıldıktan sonra şöyle deniyor: “Günümüzde isim ve uygulamaları farklı da olsa artık eyalet, özerklik, federasyon, otonomi v.b. yönetim modelleri, barış içerisinde bir arada yaşamanın, toplumsal gelişme ve ilerlemenin gerekliliği haline gelmiştir. Avrupa Birliği (AB) bu haliyle bile esnek bir konfederasyon yapısına sahiptir.”. Peki, programımızda Türkiye’yi üniter, otoriter olarak tanımladığımıza göre, Türkiye için de eyalet, federasyon, özerklik, otonomi önerdiğimiz açıkça ortaya çıkmıyor mu?

Ayrıca, programımızın “Türkiye Değişmek Zorunda” bölümünün 6. paragrafta ifade edilenlere bakalım : “HAK - PAR…..programının merkezinde Kürt sorununun toplumsal uzlaşma yoluyla adil, eşitlikçi ve demokratik bir çözüme kavuşturulmasını hedefini (önüne) koymuştur; Türkiye hükümetlerinin, Kıbrıs, Bulgaristan, Yunanistan, Kosova ve benzeri (Bosna-Hersek, Irak) ülkelerde bulunan azınlıklar/topluluklar için savunduğu tezleri, Türkiye’de yaşayan Kürtler için de istemesi durumunda, sorunun çözüm yoluna gireceği inancındadır.” Türkiye’nin Türkler için ne istediği, kendilerince ve dünyaca bilindiğine göre, bizim talebimizin de federasyon ve hatta devlet olduğu anlaşılmıyor mu?.

Üstelik yapılan değişiklik önerisi, bizim 1. Olağan Kongre için hazırladığımız değişiklik önerilerinden 3 yıl sonra hazırlanmasına rağmen, önemli bir değişiklikten bahsedilemez.

Programımızın “Dış Politika” bölümünde de ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakkı ilkesi benimsenmiştir.

Özce, aylarca ve hatta yıllarca tartışmamızdan , “dağ fare doğurdu” demek yanlış olmaz.

Nasıl bir değişiklik gerekli ?

Program da, Kürt kimliliğini isminde “Kürt” veya “Kürdistan” kavramlarıyla somut ve belirgin hale getiren; yeni koşullara uygun çalışmaları ve görevleri yüklenebilecek bir parti vizyonuna ve yapılanmasına kaynaklık edecek; Türkiye’de federal ve Kürdistan’da federe bir toplumsal, siyasal sistem kurgusunu somutça projelendiren, radikal, reformcu, mücadeleci bir örgüte referans oluşturacak bir program değişikliğine, en doğrusu yeni bir programa ihtiyaç var.

Bu nedenle, HAK - PAR resmi yetkililerinin partimizin çoğulcu demokratik, hukuksal yapısına uygun olmayan bir tarzda oluşan komisyonla realize edip tartışmaya sunduğu değişiklik, bir değişiklik değil; yukarıdaki satırlarda da belirttiğim gibi radikal, reformcu değişiklik önerilerinin önüne geçmek için, ileri sürülmüş bir kart konumundadır.

Böyle bir değişikliğin kongre delegelerimiz tarafından benimsenmeyeceğini öngörüyorum. Bu durumda, yeni programı hazırlamak için yeni bir karar sürecini başlatmak, hiçbir sakınca doğurmayacaktır.

Sonuç Olarak…

Mersin toplantısında, partinin yeniden yapılanması için yaptığımız pratik önerilerin parti yöneticileri tarafından kabul görmemesi, belki de hiç üzerinde durulmaması elbetteki ciddi bir engel olarak orta yerde olduğu da başka bir gerçekliktir. Bu da, partimizin siyasi kadroları, siyasi çevre ve grupları kucaklamasının önünü kapatmıştır.

HAK - PAR’ın yeni koşullardaki mücadeleyi yüklenmesi ve değişik yurtsever kesimleri çoğulcu demokratik bir hukuk çerçevesinde bünyesinde toplamayı sağlaması için : Partinin otoriter geleneksel grup egemenliğinden kurtulması, farklı düşüncelere saygı duyan, farklı düşünceleri zenginlik sayan ve izole etmeyen, sayısal diktatörlükle demokratik yapıya son vermeyen, Kürdistan alanını siyasetin merkezi çalışma alanı haline getirecek, yeniden yapılanmaya, reformlara ihtiyaç var.

Diyarbakır, 19. 10. 2006

Îbrahîm Gûçlû
İbrahimguclu21@gmail.com



Kurdistan'in Kuzeyî ; 30. 10. 2006


Îbrahîm Gûçlû

Kurdistan Welatê Kurdaye - Her Bijî Kurd û Kurdistan

http://www.pdk-xoybun.com

http://www.xoybun.com/extra/slide/Unbenannt-2.swf

http://www.pdk-xoybun.com/nuceimages/Newroz_Kurdistan_PDK_Xoybun_x1.jpg

http://www.pdk-xoybun.com/nuceimages/Nexise_Kurdistane_PDK_b.jpg







Navnîşana ev nûçe jê hatî: PDK-XOYBUN; wiha, di xizmeta, Kurd û Kurdistanê daye : Pirojeya Kurdistana Mezin, Pirojeyên Aborî û Avakirin, Pirojeyên Cand û Huner, Lêkolîna Dîroka Kurdistanê, Perwerdeya Zimanê Kurdî, Perwerdeya Zanîn û Sîyasî, Weşana Malper û TV yên Kurdistane.
http://www.pdk-xoybun.com - www.xoybun.com

Bo ev nûçe navnîşan:
http://www.pdk-xoybun.com - www.xoybun.com/modules.php?name=News&file=article&sid=7031